En İyi Şehir Portalı

    Kent portalları, bulundukları kentin sesini daha büyük kitlelere duyurmak isteyen internet girişimcileri tarafından açılan, o şehirle ilgili her konuda bilgi vermeyi amaçlayan dijital medya sistemleridir.
    Biz de bu yazımızda beğendiğimiz şehir portallarından bir tanesini tanıtalım istedik. İnternette en iyi şehir portalları arasında gösterilen bir site: İzmirde.biz
    İzmir'in en iyi ve en çok kullanılan kent rehberi olma amacıyla 2009 yılında hizmete başlayan sitenin genel koordinatörlüğünü Ertan Kara yapıyor. Faaliyete başladığı günden beri kalitesini sürekli arttıran izmirde.biz, çok kısa süre içinde İzmir'in en iyi şehir portalı olarak anılmaya başladı. Kısa sürede İzmir'in birçok saygıdeğer devlet ve özel kuruluşları tarafından da, internette seslerini duyurmak amacıyla kullanılır ve bu kuruluşlardan, aktivitelerinin duyurulması için istek yapılır hale geldi.
    Site bir kent rehberi olarak işini güzel yapıyor. Çok geniş yelpazede, yoğun içerik sunuyor. İzmir'in ve İzmir'de bulunan binlerce yapının adresleri online haritalarla ve referanslarla veriliyor. Ayrıca İzmir'in o gün için ayrıntılı hava durumu, İzban ve metro kalkış saatleri, toplu ulaşım ile alakalı güncel bilgiler, İzmir ile ilgili her türlü güncel haber, seyahat, konaklama, gezilecek yerler ve bu yerlere alakalı objektif yorumlar sunuluyor. Kısacası hem İzmir'de yaşayanlar için, hem de İzmir'e herhangi bir maksatla kısa süreli uğrayacaklar için çok kullanışlı ve faydalı bir şehir portalı İzmir'de biz.
    İnternetteki şehir portalları arasında da çok saygın bir yeri olan İzmirde.biz kent rehberinin uzun yıllar İzmirlilere hizmet vermesini umuyoruz.

0 yorum:

Superbia in Proelio

    Geçen bi kulüp armasında gördüğüm ve çok hoşuma giden Latince bir ibare "Superbia in Proelio". Manchester City futbol kulübünün motto'su imiş. Tabi araştırdık ettik ne kadar sadıklarmış bu ifadeye diye, pek parlak çıkmadı. Yüz milyonlarca euro'yu bastırıp oyuncu almanın savaşmayla, mücadeleyle pek bi alakasını göremiyorum. Efenim, bizler bu kulüp gibi olmayalım inşallah da, hayatta kendimize şiar edindiğimiz veciz ifadelerin manalarına sadık kalalım, onları yaşayalım.
    Superbia in Proelio; İngilizce karşılığı "Pride in Battle". Beni cezbeden şey ise, ifade ettiği hakikat. Yani, asıl azamet, görkem, asıl üstünlük, yükseklik; savaşmakta, mücadele etmektedir. Biz aczimiz itibariyle muvaffakiyete elimiz yetişmeyebilir. Zaten bir şeyi başardığımızda da bu kendi fiilimiz değildir. İnsanın asıl bakması gereken nokta, ne kadar mücadele ettiği ve mücadele edebileceği son noktaya kadar savaşmaktan vaz geçmemesidir. Tabi bu mana çok değerli olması hasebiyle mazhariyeti de bi o kadar zordur. Zira biz insanlar fıtraten acul varlıklarız. Kendimize hedef ittihaz ettiğimiz şey noktasında bir mücadeleye giriştik mi semerelerini hemen almak isteriz. En sabırlı bünyeler dahi bir gün muvaffak olacağı düşüncesiyle, ümidiyle devam ederler çalışmalarına. Lakin bu ifade, mücadeleyi, çalışmayı, başarmanın önünde tutup, çalışmaya daha büyük bir paye veriyor; hakikatte kazanacağın üstünlük ve yükseklik, gösterdiğin gayrette, verdiğin mücadelededir diyor. Gerçekten çok güzel.
     Uzun süredir yazı eklememiştik bloga. Bi arada acele ile müşevveş oldu ama kusura bakmayın artık. Sağlık selamet diliyoruz.

0 yorum:

Teknofem Reklamı

    Televizyon ve sinemalarda yayına giren yeni bi reklam filmi var. Sosyal medyada bu reklam çok ses getirdi, ki gerçekten de çok güzel yapılmış. Malum, dersanelerin kapatılması gündemde, dolayısıyla dersaneler de sanal ortam üzerinden hizmet vermeye hazırlanıyorlar. Bunlardan biri de Fem dersanesi. Ben de tıp fakültesini Fem'e giderken kazanmıştım. Çok iyi bir dersaneydi gerçekten. Lakin benim bahsedeceğim mevzu bu reklam filmiyle alakalı. Fem yayınlarının tanıtımını yapan reklam gerçekten çok hoşuma gitti. Türkiye'de hazırlanan reklam filmlerinin ekserinden iyi hazırlanmış. Öyle ki reklam filmi kanal d ana habere çıktı. Reklamı BU ADRESTE izleyebilirsiniz.
    Teknofem reklamı, Amerika, Los Angeles, North Hollywood'da, Westwood Productions tarafından çekildi. Amerika'nın seçkin üniversitelerini bitirmiş Türkler tarafından hazırlanan reklam filminin yapımı 40 günde tamamlandı. Filmin çekimlerini de Star Wars film serisinin sanat asistanı gerçekleştirdi.
    Filmin yapımında belli ki çokça emek harcanmış, lakin ortaya çıkan sonuç herkesi memnun etmiştir diye düşünüyorum. Böyle güzel hareketleri sahalarda daha sık görmek istiyoruz.

2 yorum:

Tumblr Açtım Ben

    Pek fazla vakit harcayamıcaz ama neden olmasın dedik, tumblr'a da el attık. Zira görsel ve animasyon ağırlıklı bloglama için blogger çok eksikti, biz de bu boşluğu tumblr ile dolduralım dedik. Bu sefer siteyi kendi adıma açmış bulunuyorum. Tumblr sayfama BURADAN ulaşabilirsiniz.
    Sitede benim ve diğer arkadaşların paylaştığı gönderiler olacak. Çağa ayak uyduruyoruz. :)
    Tumblr'da gezerken çok güzel bloglara rastlıyorum. Bunlardan biri, tıp fakültesi öğrencilerinin yaşadıklarını küçük animated gif'lerle çok güzel anlatan chronicle this adlı tumblr blogu. Siteyi hazırlayan kişinin mizah anlayışı çok iyi gerçekten. Kendisi Amerika'da okuyan bir tıp fakültesi öğrencisi. Tıp fakültesinde bazı durumlardaki ruh halinizi o kadar iyi anlatmış ki, yazıyla anlatmaya kalksanız belki bir sayfa yazmanız gerekir. Ama animated gif'lerle bir iki saniyelik bi görüntü ile halinizi çok iyi anlatmış.
    Bi de bi noktaya değineyim, her nimette olduğu gibi internetin de ve internet içindeki programların da nasıl kullanılacağı bize kalmış. Siz tumblr açıp içine bilim, kültür veya çeşitli güzellikleri koyabilir, terakkiye alet edebilirsiniz; tutup insanı alçaltacak içerikler ile de meşgul olabilirsiniz. Malum, tumblr en güzelinden en çirkinine her şeyin içinde bulunduğu çok geniş bi siber alem. Dikkat etmeli.
Hayat kısa, güzel düşünüp güzel işlerle meşgul olmak lazım.
    Şimdilik benden bu kadar.

(Tumblr ile bir süre uğraşamıyoruz  :s )

0 yorum:

Çalışmak Gibisi Yok

    Çocuk stajı, tusa çalışma, diğer arkadaşların da şark vazifesi ve sair meşguliyetlerinden mütevellit uzun süredir yazı yazamadık blogumuza. Ben de kurban bayramı münasebetiyle bir boşluk bulup klavyenin başına geçtim iki satır yazayım diye. Kurban bayramınız mübarek olsun.
    Türkiye de Hollanda'ya yenildi bugün, Brezilya'ya gitme umudu kalmadı. Bugün maçı izlerken gördüm ki bizim topçular karşı takımdakiler kadar çalışmamışlar. Evet bi ümit, heyecan, motivasyon ve coşku görüyorsunuz ama sıkı çalışmadıkları da her hallerinden anlaşılıyor.
    Bu çalışma mevzusu bi süredir gündemimdeydi. Ben de bu 9 günlük tatilde şu ilk 5 gün toplamda 1 saat belki çalışmışımdır. Ve içimde bi sıkkınlık, neşesizlik var; hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. Şu çok mühim bir hakikat ki, çalışmak gibisi yok. Ne zaman sıkı çalışıyorsam, kendimi, dünü ve yarını, olmuşu olacağı, her şeyi bi tarafa bırakıp sadece çalışmakta olduğum mevzuya kendimi adayacak derecede kendimi kaptırdıysam çalışmaya, hayat işte asıl o zaman bi farklı güzel. Ben dahi farklıyım o zamanlarda; her şeyi, günü, zamanı, etrafımda olup biteni bile farklı görüyorum. Uykularım bile farklı oluyor, sabahleyin dinlenmiş şekilde kalkıyorum. En çok hiç çalışmadığım günlerin ertesinde yorgun uyanıyorum.
    Bir büyük insan çok güzel ifade ediyor atalette geçen zamanı, günleri. Öyle geçen zamanlar diyor; adem ve yokluğu ve hiçliği ihsas edip sıkıntı verir. Hayatın kıymetini tenzil eder. Ömrün lezzetini sıkıntıya kalbeder.
    Çalışırken ise (yaptığın işe kendini vermek şartıyla) zaman geçsin istemiyorsun, ömrünün, vaktinin kıymetini ihsas ediyor. Atalet ise ömrü acılaştırıyor.
    Demem o ki, ne kadar çok ve sıkı çalışırsak o kadar iyi, hayat o kadar lezzetli. Bunun hakikatini yaşamak istiyorum. Kurban bayramınız mübarek olsun.

0 yorum:

En İyi Dil Öğrenme Sitesi

    Yabancı dil öğrenmek, çok değerli, lakin bir o kadar da zor bir iş. İnternette bu işi kolaylaştırmakta yardımcı olabilecek birkaç iyi yabancı dil öğrenme sitesi mevcut. Bu yazımızda bu sitelerin listesini değil, içlerinden en beğendiğimiz siteyi tanıtacağız. Bu site, yabancı dil öğrenmek hususunda sizlere faydalı olacaktır diye umuyoruz.
    İş hayatında ve sosyal hayatta, başta İngilizce olmak üzere yabancı dil bilmek çok önem verilen bir husus. Bir kişi İngilizce biliyorsa, bir de İngilizce dışında başka bir lisanı da akıcı konuşabiliyorsa rakiplerinden birkaç adım öne geçiyor ve aranan eleman oluyor. Özellikle Korece, Çince gibi zor ve az bilinen diller bu hususta çok önemli.
    İnternette dünyanın birçok dilini öğrenme fırsatı sunan çok güzel bir site var. İngilizceden Koreceye, İspanyolcadan Rusçaya, Fransızcadan İbraniceye kadar onlarca dil mevcut sitede. Sitenin adı LIVEMOCHA. Siteye girdiğiniz zaman önünüze üç seçenekli bir tablo çıkıyor. Learn, teach ve explore. Eğer sitede uzun süre kalmak ve bu siteyi uzun vadeli kullanmak düşünceniz varsa sağ üst köşede “create an account” kısmından siteye kaydolun. Siteye kayıt ücretsizdir.
    Sitedeki kayıt işlemlerini tamamlayıp “sign in” dedikten sonra site size hoş geldin diyor ve profil resminizi seçmeniz için seçenekler sunuyor. Siteye kaydolurken size ilk öğrenmek istediğiniz, üzerinde ilk uğraşmak istediğiniz dili soruyor. Şimdiki safhada ise size bu dili şu anda ne kadar iyi bildiğinizi soruyor.


    Bu kısmı tamamladığınız vakit yeni dersler almak için site size seçenekler sunuyor. Sitenin bir güzel tarafı da, sitenin içinde işe yarayan bir puan sistemi bulunması. İnternette dil öğrenmeye çalışırken en çok eksikliği yaşanan şey bir öğretmendir. Yani iletişim kuracağınız bir insanın olmayışı. Livemocha ise dil öğrenmek için kurulmuş bir facebook gibidir. Siz de yabancıların Türkçe öğrenmelerine katkıda bulunup puanlarınızı arttırabilirsiniz.
    Livemocha, dil öğrenme konusunda internetin tüm dünyada açık ara 1 numaralı sitesidir. Siz de bu siteden faydalanarak günde 15-20 dakikayla İngilizce ve diğer yabancı dillerde kendinizi geliştirebilir, hatta yabancı dil öğrenmeyi bir hobi edinebilirsiniz.

1 yorum:

Yaşam Tarzımı Değiştirmek İstiyorum

    Yaşam Tarzını Değiştirmenin Yolları

    “Sürekli yaptığımız şey neyse, biz oyuz. Öyleyse, mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır.” Bu söz Aristoteles’e ait.  Bizi biz yapan şey alışkanlıklarımız. Bu yüzdendir ki onları değiştirmek çok zor.

    Bugün bu mevzu üzerine düşündüm biraz da; hayattaki en zor şey bir alışkanlığı bir başkasıyla değiştirmek. Sonra bize zarar veren ya da daha iyileri ile değiştirsek çok daha faydalı olacak alışkanlıklar nasıl değiştirilir diye düşündüm. Kendimden bahsetmiyorum lakin bi mukaddime olsun, birkaç örnek vereyim: Sigara içen birinin sigarayı bırakması, çok yağlı ya da fast food yemekler tüketen birinin yağsız ve yeşil ağırlıklı yemeye başlaması, abur cubur tüketen birinin buna tamamıyla son vermesi, hiç spor yapmayan birinin düzenli spor yapmaya başlaması, haftada 30-35 saat bilgisayar – televizyon başında vakit geçiren birinin bunu bırakıp aynı süreyi kitap okuyarak ve diğer kendini geliştirecek aktivitelerle değerlendirmesi, gece geç yatıp öğleyin kalkan birinin gece erken yatıp sabah erken vakitte kalkması, gereksiz para harcayan birinin muktesit davranmaya başlaması…

    Özellikle zararlı ya da en azından zaman kaybı olan bir davranışı yararlı şeylerle değiştirmek çok zor. İnsanın gayret etmesi, dişini sıkıp sabretmesi gerekiyor.

    “Tüm insanların aslı aynıdır. Onları birbirinden ayıran alışkanlıklarıdır.” –Konfüçyus

    Alışkanlıkları değiştirmek her daim sabır ve kararlılık gerektiriyor. Meyvesini almaya başladığınız andan itibaren zaten bir mutluluk kaplıyor içinizi. Ben de yapmak istediğim bazı değişikliklerden bahsetmek istiyorum burada. Zira biz en çok kendimiz için blogluyoruz.

    Sabah güneşten önce kalkmak ve tekrar yatmamak. Elbette bunun için çok erken yatmak gerekiyor. Lakin imkansız değil. Eskiler hep güneş doğmadan önce kalkarlarmış. Seher vaktini en güzel şekilde değerlendirirlermiş. En güzeli de o zaten.

    Sıfır fast food. Yeşillik ağırlıklı beslenme.

    Spor yapma alışkanlığı. Bu alışkanlığım zaten var ama iş temposu arttığı zamanlarda bazen bırakabiliyorum. Spor yapmayı hayat tarzının bir parçası haline getirmek bir başka tabi.

    Şehir dışına çıkıp seyahat etme. Periyodik olarak bunu yapabilirsem çok tatlı olucak. J

    Daha fazla okumak. Sıfır televizyon . Minimum internet. Okumayı zaten seviyorum. Lakin internet karşısında zamanı unutunca (özellikle bazı blogger arkadaşların bloglarında) okumaya ayırdığım vakit azalıyor. Dikkat etmek lazım.

    Böyle böyle daha çok yazarım. Lakin kitap okuyasım var. ;)


    Sonraki yazılarda buluşmak üzere… 

1 yorum:

Okuma Aşkı

    Jorge Luis Borges’in çok güzel bir sözü var. Okuma iştahının içimde kaynadığı zamanlarda ben de böyle hissederim. “Cennet’i her zaman bir çeşit kütüphane olarak hayal etmişimdir.” diyor Borges. Geniş zamanlarda, yani yapmam gereken başka bir şey yokken, güzel bir çay demleyip kitabımı elime aldığım zaman cennetsi bir haz alırım bundan. Saatlerin nasıl geçtiğinin farkına varmaz insan. Bir oturuşta bir kitabı bitirmek, hele kendini, zamanı unutup; muhteşemdir.

    İyi bir kitabın lezzeti hayattaki en tatlı şeylerden biri gerçekten de. Bir romanın dünyasında kendimi kaybetmek, romandaki karakterlerle en iyi arkadaşlar gibi samimi hale gelmek, sabah kahvaltıdan sonra ya da yatmadan önceki son birkaç saat koltuğumda oturup bir kitabın sessizliğinde kaybolmak, bütün bunların verdiği keyif gerçekten benzersiz.

    Lakin şu da var ki, her güzel haslet gibi okuma aşkı da çok çabuk kayar insanın ellerinden. Kaybedince o sevgiyi, tekrar yakalamak için gayret gerekir. Okuma alışkanlığı, atıl bırakıldıkça atalete sarılan, çalıştırıldıkça da daha çok çalışma hevesiyle dolan bir fabrika gibi beynimizde. Bunun için o fabrikayı, okumaktan aldığımız lezzetin de azalmaması için ayrıca, daim işler halde tutmak lazım.

    Yazıma Nora Ephron’un sözleriyle son vermek istiyorum. “ Okumak her şeydir. Okumak bana bir şey başardığımı hissettirir, bir şeyler öğrendiğimi, daha iyi bir insan olduğumu. Okumak beni daha zeki yapar. Okumak bana sonrası için konuşulacak şeyler verir. Okumak benim dikkat eksikliğimin kendini tedavi ettiği inanılmaz derecede sağlıklı yoldur. Okumak kaçıştır, ve kaçmanın tersine o, işleri yoluna koymaya uğraştığınız bir günün sonunda gerçekle bağlantı kurmaktır, ve fazlasıyla gerçek bir günün sonunda birinin hayaline dokunmaktır. Okumak mutluluktur.”

0 yorum:

Clair de Lune

    Bugün Claude Debussy'nin 151. doğum yıldönümü vesilesiyle google, ana sayfasında onun Clair de Lune; "ayışığı" eserini çaldı. Ayrıca müzikle uyumlu çok şirin bir animasyon da yapmış. Benim de çok sevdiğim, gözlerimi kapatarak keyifle dinlediğim bu besteyi hatırlamama vesile oldu ve blogumda yer vermek istedim.
    Clair de Lune, ruhu okşayan, insanı dinginlikle saran bir beste. Sakinleşmek, rahatlamak istediğiniz, kafanızı düşüncelerden arındırıp kendinizle baş başa kalmak istediğiniz vakitlerde bunu yapmanıza yardımcı olacak bir başyapıt.


     Debussy'den sonra bestenin solo piyano dışında versiyonları da yapıldı. İçlerinden en beğendiğim David Oistrakh'ın piyanoya kemanla eşlik ettiği. Bestede diğerlerinin kaçırdığı incelikleri yakalamış Oistrakh. Onun videosunu da verip, burada noktalayayım.







0 yorum:

Evolution of Philosophy







                                                       :)))

0 yorum:

Youtube Neyin Havasında?

    Gezi olaylarının başlangıcından beri internette dikkatimi çeken mevzulardan biri de youtube ile alakalı oldu. Youtube ana sayfasında her gün; gezi olayları ile ilgili ya da değil, polisi kötülemeye, hükumete hakaret etmeye yönelik videolar yayınlanıyor.
    Normalde sitenin şablonunda ana sayfada müzik, oyun, spor ve ayrıca "popüler" kategorilerinde o haftanın en çok izlenen videoları yer alır. Lakin bu Gezi olayları başladı başlayalı ana sayfada eylemcilerin, ulusal kanalın videoları çok yer kaplar oldu. Onun dışında başbakanı ve hükumeti kötüleyen videolar da ana sayfada çok uzun süreler kalıyor. Hayır, ana sayfada kalmasına rağmen bakıyorum izlenme sayılarına, ekseriyetle birkaç bini geçmiyor. Lakin videolar orada durmaya ediyor. Ve bu olayların başlangıcından beri bu durumun devam etmesi...internetin açık ara en büyük video izleme sitesi tarafından bu kadar aşikar yapılması... Youtube'un ülkemizi ne kadar sevdiğini, ülkemizin anarşi ve kaos ortamından uzak olmasını ne kadar arzuladığını, vatanımızın birlik ve düzenini ne kadar önemsediğini kör gözlere de gösterdi(?!).
    Bir de bu videoların altında milletin birbiriyle, en ağır küfürlerle tartıştığını görürsünüz ki; bir milletin evlatlarının bir videonun altında bu derece öfkeyle birbirlerine küfürler ve hakaretler yağdırmalarını gören youtube sanırım çok üzülmektedir.
    Ülkenin ekseriyetini oluşturan hakperestlerin yapması gereken şey de aktif sabırdan başka bir şey değil aslında. Bu videolara girip anarşi yanlılarına, bir videonun altına yazdığı yazıyla hadlerini bildirmeye çalışmak, bir saflık ve ahmaklık göstergesinden başka bir şey değil diye düşünüyorum.

3 yorum:

Soñar No Cuesta Nada

    Hayal etmek, hiçbir şeye mal olmaz. Başlık İspanyolca'da, bu manaya geliyor. Geçenlerde, tam da sınava çalışırken aklıma hayaller takıldı, böyle harıl harıl çalışmam gereken zamanlarda da hayal gücüm çok kuvvetlenir, boş zamanımda ne kadar kassam kuramayacağım güzellikte, mutluluk veren hayaller, ben istemeden gözümün önüne gelir. Ben de hemato senin endokrin benim demem gerekirken, bu yüksek albenili hayallere kendimi kolaylıkla kaptırıveririm. O kadar tatlı olur ki bu hayaller, bana o kadar mutluluk verir ki, içinden çıkılmaz bir hal alır bu hayal kurma eylemi. Bazen rüyalarımda da görürüm hatta. Vücutta uzun süre salgılanan serotonin bi zaman sonra dikkat dağınıklığı, çabuk duygu durum değişiklikleri gibi bozukluklara yol açar. Ben kendime şiddetle telkin edip, artık bu hayalleri kurmayacağım diye efor sarf etmedikçe de durmaz bu hayal kurma eylemi. Allah'tan bir haftaya kalmadan aklım başıma gelir de, zor da olsa toparlanırım. O bir haftanın sonunda da, kaçan bir haftaya yanarım. Sonuçta, değerli zamandır giden.
    Diyeceğim o ki, hayal etmek tam anlamıyla bedava değil. Dünya hayatı kısa, yapılacak işler pek çok. Dünya, insanın her daim tetikte olmasını gerektiren bir yer. Nöbet yerinde, el tetikte beklerken de hayal kurulmaz ya.
    Bu durum bende iki senede bir falan oluyo. Bittiği zaman önce kendimi biraz sefil hissediyorum. Sonra daha rasyonel düşünmeye başlıyorum. Kısa sürede de düzeliyorum çok şükür. Lakin dediğim gibi, dünyada hayal kurmak bile bedava değil.

2 yorum:

Discombobulate

    İngilizce "discombobulate" sözcüğü, Sherlock Holmes filminde duymuştum, kulağa çok hoş gelen bir kelime. Tam Türkçe karşılığını bilmiyorum. Karşınızdakinin kafasını karıştırmak, onu yaptığınız bir şeyle net bir şekilde düşünebilmesini engellemek, onu şaşkınlatmak, sersemletmek anlamlarına geliyor. Ayrıca vocabulary.com adlı siteyi bulmama vesile olan sözcüktür. Harbiden kaliteli siteymiş; tarzı var. Bi de Sherlock Holmes'u de bi ayrı seviyorum.
    Discombobulate is a very fancy word for "confuse". When you are in a state that you don't know how to get from down, maybe you're discombobulated. 
    Siz de çok fena diskombobüle olduysanız; yorum bırakın.

2 yorum:

Liverpool ve Everton

    Bugün nedense içimde bir yazma aşkı, aklıma gelen ilk şeyi yazıcam dedim kendi kendime. Heralde şu yaz günü sabah akşam çalışıyor olmanın verdiği bir "deşarj isteği". İnsan kendini bir yolla ifade etmek istiyor. Kısmet işte, aklıma ilk gelen Merseyside derbisi oldu. Liverpool şehrinin takımları Liverpool FC ve Everton FC. Merseyside adlı nehrin bir yanında Goodison Park, diğer yanında Anfield Road. Bir yanda kırmızılar, bir yanda maviler.
    Liverpool, herkesin Avrupa'daki başarılarından ötürü bildiği bir takım. 5 kez Şampiyonlar Ligi'ni müzesine götürmüş bir takımdan bahsediyoruz tabi. Öte yandan Everton ise, dünyada eşi benzerine az rastlanır bir "consistency" ( İngilizlerin tabiriyle) göstermiş bir ekip. 100 yıldan fazla İngiltere'nin en üst liginde mücadele etmişler. (Yandaki resimde Everton ve Liverpool takımlarının stadlarının yakınlığını görmektesiniz.)
    Merseyside derbisi genelde dostluk içinde, keyifli geçen bir derbidir. Ara sıra ligin yüksek tansiyonu içinde  tatsızlıklar çıksa da İngiltere'de "Friendly Derby" olarak da anılan bu derbi, genelde bir şehrin iki kardeş takımının maçı havasında geçer.

0 yorum:

Ellinci Yıl Marşı Yazarı


    Ellinci yıl marşını kim yazmıştır, ellinci yıl marşının yazarı kimdir?
    Ellinci yıl marşı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunun ellinci yılı münasebetiyle yazılmış olup, şair Bekir Sıtkı Erdoğan tarafından kaleme alınmıştır. Bekir Sıtkı beyefendi, kendileri Kara Harp Okulu mezunudurlar. Fakat aynı zamanda Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nden de mezundurlar. Şiirlerinden bazıları bestelenmiştir. Elhasıl işte Ellinci Yıl marşının yazarı Bekir Sıtkı Erdoğan'dır.


    Yaa napiim 50. yazı çıkmadı birilerinden. Ben de al dedim ellinci yazı. Bi sonraki yazı Fırat'la ilgili olcak: Ben bunla bişiy yaparım ki. Ne alaka di mi. Birilerinin sayesinde.
    Soora silcem bu kısmı.

   ....

    Yazmayı bilmiyor yaaa

0 yorum:

İngilizce Listening Alıştırmaları

    İngilizce dendi mi, listening mevzusu ayrı bi zordur. İngilizce listening anlamıyorum diyorsanız internette hazırlanmış İngilizce listening ve speaking alıştırmaları, bu zorluğu aşmak hususunda size oldukça yardımcı olabilir. Biz de, listening konusunda size yardımcı olması için İngilizce listening ile ilgili alıştırmalar ve dersler içeren, hatta sadece bu konuyla ilgili olarak hazırlanmış bir site önereceğiz.
    Siteye BURADAN tıklayarak ulaşabilirsiniz. Öncelikle, site çok sade ve çok kullanışlı. Pratikte size büyük kolaylık sağlayacak şekilde dizayn edilmiş. Sitenin ana sayfasında, listening egzersizleri liste halinde alt alta bulunuyor. Listedeki seçeneklerden birine tıkladığınız zaman, o konuyla ilgili menü sayfasına ulaşılıyor. Ve o konuyla ilgili açıklama ve egzersizler karşınıza geliyor.
    Site, görsel açısından pek zengin değil, hatta görsele dair birkaç basit hata da mevcut. Lakin, site amacına oldukça iyi hizmet ediyor. Sitenin sahibi Caroline Brown, kendisi 25 yıldır yetişkin yaş grubundakilere İngilizce öğretiyor. Listening'i iyi geliştirmenin dil öğrenirken çok önemli olduğunu, fakat tekrar edilmesi, periyodik alıştırmalarla pekiştirilmesi gerektiğini, kendisinin de başkalarına bu hususta yardımcı olabilmek için bu siteyi açtığını belirtiyor.
    Kolay gelsin.

2 yorum:

Yurtdışına Çıkarken Dikkat Edilmesi Gerekenler

     Selam, bir önceki yazımızda yurtdışına çıkmak isteyenlere, dikkat edilmesi gerekenler ile ilgili, yanlarına almaları gerekenler ile ilgili, yeşil pasaport ve diğer pasaport çeşitleri ile ilgili bilgilendirmeler ve tavsiyelerde bulunmuştuk. Bu yazımızda da yurtdışına çıkmadan önce kurabileceğimiz irtibatlar,dil okulları konusunda bilgilendirmeler, konaklama, yurtdışına çıkarken neleri araştırmalıyız, bu ve benzeri konularda yardımcı olacağız.
     Öncelikle eğer biz yurt dışına bir dil okulu vasıtası ile gidiyorsak bu dil okulunu ayarlamamız hususunda bizim vize danışmanıyla irtibata geçmemiz gerekecektir. Fakat biz burada vize danışmanımıza tam anlamıyla güvenmemeliyiz. Çünkü vize danışmanlığı yapan kurumlar genelde anlaşmalı oldukları okulları tavsiye etmekte ve tavsiye ettiği okullardan komisyon ücreti almaktadırlar.. Bu sebepten biz vize danışmanından ayrı olarak okulun kendi sitesini inceleyip gerekirse numarasını alıp irtibata geçmeliyiz. Çünkü bazen okullar kurumlara ayrı, öğrencilere ayrı cevaplar gönderebiliyorlar.


     Dil okullarını ayarlarken dikkat edeceğimiz bir diğer husus ise okulda ki Türk öğrenci yoğunluğudur. Genelde vize danışmanlığı yapan kurumlar sürekli aynı okullara öğrenci gönderdiklerinden dolayı belli okullarda Türk yoğunluğu oluyor. Bu sebepten o okula gitmeden internet üzerinden okuldaki Türk öğrenci yoğunluğunu ve okulun kalitesini araştırmalıyız.
     Konaklama konusunda ise, okulların kendi öğrenci yurtları olduğu gibi anlaşmalı olduğu bazı aileler de vardır. Bizim burada tavsiye edebileceğimiz öğrencilerin yerli bir ailenin yanında kalmalarıdır. Yani eğer biz İngiltereye gidiyorsak kalmak isteyeceğimiz aile İngiliz bir aile olmalı. Yerli ailenin dışındaki tercihlerde ingilizcemizi fazla geliştiremeyiz. Yabancı bir aileyle kalıyorsak aksan konusunda sıkıntılar çekeriz,keza öğrenci evlerinde de öğrenciler kendi milletlerinden olanlarla kendi dilini konuşmayı tercih ettiklerinden istediğimiz verimi alamayız.
  


0 yorum:

Motivasyonu Artırma Yöntemleri

    Motivasyonumuzu artırmak için hangi yöntemlerden, hangi tekniklerden faydalanabiliriz?
    Motive olmak, kendimizi motive etmek için, kullanabileceğimiz pek çok yöntem, pek çok teknik bulunmaktadır. Eğer bu hayat maratonunda, motivasyonunuzu sürekli üst düzeyde tutmak istiyorsanız, bu teknikleri uygulamanızı öneriyoruz.
     Peki bizi neyin motive ettiğini nasıl öğrenebiliriz? İşte burada öncelikli hedef, kendimizi tanımak olmalıdır. Bizi neyin mutlu ettiğini bilmek, hangi durumlarda öfkelendiğimizi, hangi durumlarda nasıl tepki verdiğimizi öngörebilmek, motivasyon araçlarımızı bulmak hususunda temel kaynağımız olacaktır.
     Her insan için motivasyon araçları farklı olsa da, genel olarak herkese yardımcı olabilecek birkaç teknikten bahsedelim:
    Amacınızı İyi Tanımlayın
    Ne yapmak istediğinize iyi karar verin,hayattan beklentiniz ne? Zengin olmak mı istiyorsunuz, çok arkadaşınız olmasını, çevrenizin geniş olmasını mı istiyorsunuz?Kilo vermek, sağlıklı olmak, güzel görünmek mi istiyorsunuz? Bu soruların cevabını, en çok neyi istediğinizi bilirseniz, hedefe ulaşmak için kullanacağınız yöntemleri daha kolay seçebilirsiniz.
     Bu Amaca Niçin Ulaşmak İstediğinizi Belirleyin ve sonuçları hayal edin
     Bu nokta çok önemli. diyelim ki zengin oldunuz.. Peki ne yapmak istiyorsunuz? Amacınıza ulaştıktan sonraki adımları ve amacınıza ulaşmanın size getireceği faydaları hayal edin. Bu hayallerinizdeki gerçeklik payını da ortaya çıkaracaktır.
     Bu Amaca Ulaşmak İçin Çabalayın ve Kendinizi Ödüllendirin
     Çalışmalarınızda karşınıza gelebilecek zorluklar karşısında nefes almak için kendinize ödül vermeniz motivasyonunuz açısından büyük önem arz edecektir. Bu yüzden amacınızı aşmayacak şekilde kendinize küçük ödülleri layık görün.
  
  

0 yorum:

Yumurta Sarısının Zararları

    Son günlerde yumurta ile ilgili televizyon programlarında çokça konuşuldu. Bazı yumurta sever, yumurta şirketleri de onları pek sever doktor insanlar, bütün tıp alemini hiçe sayarak yumurtayı öve öve bitiremediler. Biz de yumurta zararlı mıdır, ne kadar yumurta sarısının zararları vardır, günde en fazla kaç yumurta yenilebilir, yumurtanın sarısını beyazından ayırmalı mı; bu sorulara yanıt bulalım istedik.
    Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, yumurta çok yararlı bir besindir. Yumurta, içinde insan vücudu için çok değerli proteinleri barındırır. İçinde bulundurduğu esansiyel amino asitler ile ve A, D, E ve B vitaminleri ve tabi ki diğer vitaminler ile haftalık kahvaltı alışkanlığı içinde mutlaka bulunması gereken bir besindir.
    Peki ama yararlı ise, eşittir istediğimiz kadar tüketebilir miyiz? Hayır. Hayvansal yağlar kadar olmasa da, yumurta da içinde sağlık için zararlı olan doymuş yağları barındırır. Sözü kısa kesip sadede geleceğim. Günde yarım yumurta sarısı yemek, beyazının ise tamamını tüketmek idealdir. Tabi bu kişinin yaşına, cinsiyetine, vücudunun kolesterole olan duyarlılığına, fiziksel aktivite düzeyine, sigara içip içmemesine göre değişir. Daha fazlasını yemek ise kötü kolesterol denilen LDL'nin yükselmesine, kalp damar hastalıkları riskinin artmasına sebep olacaktır. Yumurta sarısı kolesterol, kalori deposudur. Günde yarım yumurta sarısı, gerekli enerjiyi almanızı sağlar, fazlası ise kilo almanıza, kolesterolünüzün yükselmesine neden olur.
    Peki ama "bazı" uzmanlar neden tersini iddia ediyor? Televizyoncuların bir sözü vardır. Söz Amerikan orijinli olduğu için, önce orijinalini verelim: "If you are looking good and talking well, people will swallow any." Yani televizyonda, iyi görünüp bir de güzel konuşursanız insanlar her şeyi yutarlar. Bunun ne kadar doğru olduğunu televizyonda söylenen her yanlış şeyde biraz daha iyi anlıyorum. Bu uzman insanların bazıları, kamuoyu hafızamız biraz kısa olduğu için hatırlamıyoruz; önce yumurta karşıtı olan insanlardı. Sonra 180 derece çark edip (ne olduysa) yumurta aşığı kesildiler. İşi abartıp günde 10 yumurtadan bahsedenleri bile oldu. Biz onlara yumurta şirketleriyle olan seviyeli ilişkilerinde mutluluklar dileyelim.
    Kısaca, yumurtasız olmaz. Ama fazlası da zararlıdır. Taze almaya, evde uzun süre tutmadan tüketmeye (ki besin değerleri kaybolmasın ), çiğ tüketmemeye (biotin eksikliğine sebep olur) dikkat ediniz. Mutlu kalın, sağlıklı kalın. Bi de spor yapın. :)

2 yorum:

Steve Jobs: Zamanınız Kısıtlı

    Steve Jobs'un ünlü Stanford konuşmasını biliyorsunuzdur. Büyük adam, orada pek uzun konuşmuyor. Lakin büyüklerimin "sözü kısa söyle, ta uzun olsun" dediği gibi, az sözle çokların anlatamadığını anlatıyor. İnsanın hayatını değiştirebilecek pek az konuşma bulunur. Lakin hayatını boşa geçirmemiş bu insanların hayat tecrübeleri, böylesine bir içtenlikle buluşunca kalbinin derinliklerine tesir ediyor insanın. Ben de çok uzun tutmayacağım. Zaten internette bu konuşmayla ilgili çokça içerik var. Aynı konuşmayı tekrar yazmanın bi manası yok. Size biri konuşmanın orijinali İngilizce, biri de tercümesi Türkçe, kaliteli iki sayfanın linkini vermek istiyorum.
    Biz zaten öncelikle kendimiz için blogluyoruz. Bu çok sevdiğim ilham verici konuşmayla ilgili blogda bir içerik olsun istedim. İşte linkler:    Türkçe  ,   İngilizce
    Stay hungry, stay foolish.   :)

0 yorum:

İnsan Günde Kaç Saat Uyumalı

    İnsanın günde alması gereken uyku miktarı, saati; elbette ne insanlar arasında, ne de bir insanın yaşam süresince sabit değildir. Peki bi insan günde kaç saat uyumalıdır? Hayatın temposuna ayak uydurabilmek, bedenimize yeterli uykuyu almayarak, stresli hayatlarımıza bir stres faktörü daha eklememek için günde kaç saat uyumak lazım?
    Elbette insanın fiziksel, zihinsel çalışma temposuna göre alması gereken uyku miktarı değişiklik gösterir. Bunun yanında hayatımızın her yaş aralığında da almamız gereken uyku miktarı da değişiklik gösteriyor. Fakat biz bu yazıda yetişkin bir insanın günde kaç saat uyuması gerekir sorusuna cevap vermeye çalışacağız.
    Benim de çok yanlış yaptığım, bakış açımı düzeltip doğru davrandığımda da aradaki pozitif farkı müşahede ettiğim bir konu uyku. Hayatın temposu ve yapılması gereken onca iş arasında bazen gündüz süresi yeterli olmuyor. Maalesef böyle zamanlarda da insanın aklına gelen ilk uyku oluyor. Çünkü uykuya ayırdığımız zamanı; verimsiz, faydasız, azaltılması gereken bir zaman dilimi olarak görüyoruz ve bu zamandan özellikle yattığımız saati erteleyerek kısmaya başlıyoruz. Böyle durumlarda ise sonuç olarak kişide dikkat dağınıklığı, gün boyu yorgunluk, zihinsel ve fiziksel verim kaybı, sinirlilik gibi nahoş sonuçlar ortaya çıkıyor. Kişi bu sorunlara rağmen az uyumakta ısrar ederse de bağışıklık dediğimiz immun sistemi zayıflıyor ve her türlü hastalığa davetiye çıkarmış oluyor.
    Önce mevzunun optimumundan bahsedelim. Yani bir insanın yaklaşık olarak ideal uyku davranışı nasıl olmalıdır, ondan bahsedelim. Daha sonra da yapılması zor olan hususlarda "bir şey bütün bütün elde edilemiyorsa, bütün bütün terk etmek uygun değildir" kaidesine göre nasıl davranabileceğimizden bahsedelim.
    En iyisi güneşten önce kalkmaktır ve güneşin doğduğu saatten 7-8 saat önce yatmaktır. Alın size ideali. Lakin gerçekçi olmak gerekirse, bunu ne yapan , ne de yapmak isteyecek yoktur. Çünkü, şimdiki hayat stilinde gece hayatı diye bir olgu var. İnsanlar gerek evde gerekse dışarıda, gecenin ilk birkaç saati uyanık kalmayı tercih ediyorlar. Madem durum böyle, o vakit en azından 12'den önce yatmayı alışkanlık haline getirmeliyiz. Bu saat, vücutta melatonin, growth hormon gibi, gün içerisindeki hücre ve dokular düzeyindeki yıkımı rejenere etmeye yarayan hormonların hat safhada salgılandığı zamandır. Bu saatte uykuda olmak, o hormonların işlevselliği açısından olmazsa olmazdır Hem gün içinde yaptığınız fiziksel aktivitelerin, hem öğrenme yorum yapma gibi bilişsel aktivitelerin uzun vadede performansınızı olumlu etkilemesi açısından uyku muazzam öneme sahiptir. Şayet 12 gibi yatarsanız 6 saatten az, 9 saatten çok olmamak üzere ışık ve gürültü almayan, gün içinde iyi havalandırılmış, gün içinde "sigara içilmeyen" bir odada yatmanız önerilir.
    Uykunun nasıl olması gerektiğiyle ilgili başka bir mevzu da yemek. Yatağa ne aç, ne de karnınız dolu girin. Yatmadan önce minimum 2, maksimum 4 saatlik süreçte akşam öğününü yerseniz uygundur. Bu o gün mümkün olmadıysa, mide asidinin zararını bir nebze azaltmak için, yatmadan önce biraz ekmek içini ufalayıp yutun.
    Yatağa sinirli, gergin bir şekilde girmeyin. Eğer yatma vaktinizde sizi geren bir durum olduysa, mümkünse ılık duş alıp (gevşemenize çok yardımcı olacaktır) öyle yatın.
    Yatağa mutlaka rahat kıyafetlerle girin ve dişlerinizi yatmadan önce mutlaka fırçalayın. Yatmadan önceki son 1 saatte fiziksel aktiviteden kaçının.
    Bir de kilo vermek isteyen, az yemekte sıkıntı çekenler: Uyku vaktinde kişi uyumazsa, uyuması gerektiği kadar uyumazsa, pankreastan salgılanan insülin hormonu gerektiği kadar salgılanamaz. Kan şekeri düzensizleşir. Ayrıca bizde yemek yeme isteğini uyandıran hormonlardan ghrelin hormonu fazlaca salgılanır. Yemek yerken bize durmamız gereken zamanı söyleyen "ben doydum hormonu", pardon "leptin hormunu" gerektiği kadar salgılanamaz.
    Yeter.

0 yorum:

Yemeklere Ne Kadar Tuz Atılmalı

    Bu kısa yazımızda öncelik her zamanki gibi sağlık olarak "sağlıklı yaşamak, sağlıklı olmak için" yemeklere ne kadar tuz atmalıyız, vücudumuz için ideal elektrolit dengesini sağlamak için yemeklere ne kadar tuz atılmalı sorularının cevaplarına değineceğiz.
    Türkiye'de günlük ortalama tuz alım miktarı kişi başına 18 gramdır. Bu ortalama Avrupa'da 3 gram kadardır. Bu nedenledir ki ülkemin insanı hipertansiyon gibi kalp damar hastalıklarına çok daha sık yakalanmaktadır.
    Bildiğiniz gibi tuz, sodyum ve klor elementlerinden oluşmakta, ve bu iki elementin vücutta belirli düzeylerde olması hayatın devamlılığı için en üst düzey öneme sahiptir. Bu düzeyi sağlayabilecek kadar tuz aldıktan sonra alacağımız her gram hatta miligram tuzun bize zararı vardır.
    İnsanın dışarıdan alması gereken günlük tuz miktarı 2,3 gramı aşmaz. Bu miktardaki tuz ise zaten yediğimiz yiyeceklerde vardır. Yani günde 2,3 gram tuzu dışarıdan alabilmek için asla yemeklere tuz ilave etmek gerekmez. Bu miktardaki tuzu besinlerin içerdikleri tuzdan, yoğurt ve zeytin gibi mamullerden almaktayız. İlave ettiğiniz her miligram tuz hastalıklara bir davetiyedir.
    Bir de kilo vermek isteyen, her hafta tartıya çıkan kişi balalarına bir önerimiz olsun. 1 hafta boyunca yemeklerinizde sıfır tuz kullanın; bir hafta boyunca tuzdan tamamiyle uzak durun. Daha önce ne yiyorsanız aynı şeyleri, aynı porsiyonlarda yiyebilirsiniz. Hiçbir şeyi değiştirmeden; ne az yemek, ne kalorisiz yemek, ne spor yapmak, hiçbir şey yapmadan bir hafta sonra tartıda hatırı sayılır bir değişiklik göstereceksiniz. Ha bi de bu söylediğimizi yaparken bir hafta boyunca olabildiğince su içerseniz tartıdaki değişiklik daha göz kamaştırıcı olur. (9 gram tuz, 2 litre kadar suyun 48 saat boyunca vücutta tutulmasına sebep olur.)
    Bi de İngilizlerin bi lafı vardır: Food is best when it doesn't taste.
    Yaaaa.

0 yorum:

Yemeklere Ne Kadar Yağ Konulmalı

    Yaptığımız yemeklere ne kadar yağ koymalıyız? Sağlıklı bir yaşam için ideal olan besin dengesini sağlayabilmek için yemeklerimize ne kadar yağ koymak gerekir? Yemekler lezzetli olsun diye fazlaca yağ konulmalı mı?
    Bu soruların en doğru cevabını "kabullenebilmemiz" için öncelikle bir şeyi gözden geçirmekte fayda var ki, o da mutfak kültürümüz. Evet Türk yemekleri çok lezzetli. Buna hiçbir itirazımız yok, her bir yöremizin mutfağı diğerlerinden geri kalmayacak kadar güzel. Ama şu da bir hakikat ki mutfak kültürümüzde aşmamız ve geride bırakmamız gereken bir anlayış var. Lezzetli yemek yapmak için fazlaca yağ katmayı mübah hatta lazım görüyoruz. Sokaklardaki kilolu insanların sayısındaki fazlalığın en önemli nedenlerinden biri de bu.
    Şu kanıtlanmış bir gerçek ki, insan vücudundaki esansiyel yani hayatın devamlılığı için bulunması gereken yağ oranı erkeklerde yüzde 2, kadınlarda ise yüzde 3-4. Bu orana yakın olmak daha sağlıklı, tabi ki sporla birlikte. Bu oranı sağlayabilmek pek mümkün değil lakin yaklaşabilmek için yapmamız gereken yemeklerde sıfır yağ; yani yemeklere hiç yağ katmamak. Yani bir insan, yemeklerine hiç yağ ilave etmemeye başlarsa bu sağlığı için daha yararlıdır.
    Anlaşılması gereken önemli bir mevzu ki, insan beyni muazzam bir adaptasyon, oryantasyon yeteneğine sahiptir. Şimdi siz ve aileniz yıllardır damaklarınızı, daha da önemlisi beyninizi yağ kullanılmış yemeklere alıştırdığı için haşlama tarzı beslenme alışkanlığı size çok tatsız, yavan gelir. Düşüncesi dahi iştahınızı kapatır. Lakin, şuna inanın, sağlıklı beslenme sitelerindeki yemek tariflerindeki gibi yemekleri 14 gün kadar yaptığınızda, beyninizi o şekil beslenmeye ve tad almaya zorladığınızda, yağın ve yağlı yemeklerin midenizi kaldırdığını göreceksiniz. Tartıdaki eksilmeler de işin başka bir yanı tabi.
    Ekseriyetin imkansız olduğuna inandığına eminim, lakin gerçek manada sağlıklı yaşamak istiyorsanız, lezzet perspektifinizi bir nebze değiştirmeniz gerekiyor. Sigara içmediğinizi umuyoruz. Sigara içen birinin, sigarayı bırakmayı isteyip de bırakamaması, sizin için anlaşılması nasıl zorsa; haşlama, salata, yeşilden zengin beslenmeye, diyetinizde sıfır yağ kullanmaya başlayıp 2-3 hafta kadar bunda sebat ettikten sonra, insanlara bu beslenme tarzını önerdiğinizde bunu imkansız görmelerini işte öyle anlaşılmaz bulacaksınız.
    Biz bir deneyin deriz.

IF YOU NEVER TRY, YOU'LL NEVER KNOW
EĞER ASLA DENEMEZSEN, HİÇBİR ZAMAN BİLMEYECEKSİN.
çevirince aynı hava olmuo  :/

0 yorum:

Sağlıklı Yaşamın Şartları

    Ülkemizde, sağlıklı yaşam konusundaki bilinç ne yazık ki olması gereken seviyenin çok altında. Henüz bir spor yapma kültürünün dahi oluşmadığı çok açık. Bu yazımız, sağlıklı yaşamın bileşenleri hakkında olacaktır. Sağlıklı yaşamanın kuralları nelerdir? En azından biz, fert olarak, kendi yaşamımız için, daha sağlıklı olmak için neler yapabiliriz; bundan bahsedeceğiz. Bu hususta öncelikle biraz ülkemizden bahsedelim. Ülkemizin güzel insanları, bir çok şeyde olduğu gibi, sağlıksız beslenme ve bizim "yeyip içip yan gelip yatma" diye tabir edebileceğimiz "sedanter yaşam" hususlarında Avrupa birincisidir.
    Öncelikle "yağ" faktöründen bahsedelim. Malumunuzdur ki Turkish Cousine - Türk Mutfağı dünyada çeşitlilik, özgünlük ve lezzet hususunda hatırı sayılır bir yere sahiptir. Lakin çok kötü bir alışkanlığımız var ki "yemeklere gereğinden çok fazla yağ katıyoruz". Yemeği bu kadar yağlı yaptığımız zaman daha lezzetli olacağına inanıyoruz. Avrupa'nın, yemeklerinde en fazla yağ kullanan ülkesiyiz. Buraya dikkat; eğer sağlıklı yaşamak istiyorsak, aldığımız besinlerdeki yağı -bu yağ ne yağı olursa olsun- mümkün olduğunca sıfıra yaklaştırmamız gerekiyor. 
    Bir diğer mevzu "tuz". Türk insanı günde ortalama 18 gram tuz tüketiyor. Bu hususta Avrupa ortalaması 3 gram civarındadır. Tuzun vücudumuza zararlı etkilerini de bilmeyenler, artık siz google şeysinden şey yaparsınız. "Kimse üstüne alınmadı di mi?" Ama eminim ekseriya sofradayken veyahut yemek yaparken tuzla oldukça haşır neşirsiniz. Eğer daha sağlıklı olmak istiyorsanız yemeklere attığınız tuzu olabildiğince sıfıra indirin.
    Bir diğer mevzu ise, özellikle bekar arkadaşlara sesleniyorum: Yemeklerde Çeşitlilik. Bir güvenlik şirketinde çalışan bir ağabeyimizin kan değerleri düşük çıkmış soruyor (bekar bir abimiz); yahu ben ki her gün  pekmezle beslenen adamım; neden benim kan değerlerim böyle çıktı? Cevabı soruda gizli tabi: Her gün pekmez yediğiniz için. Ülkemiz yiyecek çeşitliliği açısından mükemmeldir. Pazara gittiğiniz zaman 50'yi aşkın farklı türde ürün bulabilirsiniz. Kendinize pazar alışkanlığı edinin. Ne yemek yapacağınızı bilmeseniz dahi çok sebzelerden azar azar alın, yeşillikler de dahil olmak üzere. Sebze sote gibi bir öğünde bir çok farklı sebze kullanılan yemekleri yapmayı öğrenin.
    Sağlıklı yaşamın şartları ile ilgili yazılarımız devam edecek. Kardiyo denilen; ülkem insanının bihaber olduğu güzelliği, başka başka sigara ve alkol illetlerini de başka zaman anlatırız.

0 yorum:

Gözleri Ovuşturmanın Zararları

    Gözleri Ovuşturmak Zararlı mı?
    Gözlerimiz kaşındığı zaman ovuşturmak çok masum bir hareket gibi gözükse de, aslında çok zararlı. Gözlerde kaşıntı ve gözleri sürekli ovuşturma ihtiyacı hissetmek allerjik bir hastalığın belirtisi olabilir. Böyle bir durumda doktorunuza başvurmaktan çekinmeyin. Derseniz ki, benim doktora gidecek vaktim yok; o vakit eczacınıza da danışarak günde 1 tablet Aerius 5 mg almanızı tavsiye ediyoruz.
    Gözleri sürekli ovuşturmak iki yolla gözlere zarar veriyor. Bunlardan biri mekanik, yani ellerimizin sürtünmesinden ötürü gözlere yaptığı fiziksel hasar. Bu hasar, özellikle şiddetli kaşınmalarda ve kirpik veya yabancı cisim kaçması gibi durumlarda daha belirgin hale geliyor. Diğer yol ise elde bulunan bakteri ve diğer mikroorganizmalar aracılığıyla gözde iltihabi reaksiyon oluşması. Tabi bu noktada el hijyeni en önemli korunma yöntemi. Zira sürekli ve şiddetli göz kaşınması gibi bir şikayette el, çoğu zaman gayr-i ihtiyari göze gidiyor. Bu zarardan korunmak için de ellerimizi sık sık yıkamamız gerekiyor.

0 yorum:

Çalışmak Üzerine Sözler

    Hayatta yüksek muvaffakiyetler elde etmek için ilk ve en önemli şart. Biz de bu yazımızda motivasyonumuzu arttırmaya yönelik çok çalışmak üzerine sözler derledik. Umuyoruz bize ve size faydası dokunur. (İnternetten derlediğimiz sıkı çalışmaya dair güzel sözleri karışık bir sırayla veriyoruz.)

- Asla vazgeçmeyen bir insanı yenmek çok zordur. - Babe Ruth
- Başlamak için en uygun zamanı beklersen hiç başlamayabilirsin. Şimdi başla, şu anda bulunduğun yerden, elindekilerle başla. - Aldous Huxley
- Ne kadar çok çalışırsan o kadar çok mesut olursun. - Charles Dickens


- Çalışan fenalığa vakit bulamaz, oturan ise fenalıktan kurtulamaz. - Hz.Ali (r.a.)
- Asla bir şeyin daha kolay olmasını arzulamayın, siz daha iyi olmayı arzulayın. - Jim Rohn
- The keys to patience are acceptance and faith. Accept things as they are, and look reallistically at the world around you. Have faith in yourself and in the direction you have chosen. (Sabrın anahtarları kabullenmek ve inançtır. Başınıza gelen şeyleri olduğu gibi kabul edin. Kendinize ve yürümeyi seçtiğiniz yola inanın.) - Ralph Marston
- Tecrübe çok zor bir öğretmendir. Çünkü sınavı önden verir; dersi ise sonradan verir. - V. Sanders Law
- Efor, sadece acıtmaya başladığında gerçek bir efordur. - Jose O. Gasset


- Engeller beni durduramaz, her bir engel kararlılığımı daha da güçlendirir. - Leonardo da Vinci
- Bilginin efendisi olmak için çalışmanın uşağı olmak şarttır.
- Allah, mümin kulu için cennetten başka istirahat yeri yaratmamıştır. - Hz.Hasan(r.a.)

0 yorum:

En Sık Görülen Fobiler

   

    Hepimizin, tüylerimizi ürpertecek, kalplerimizi hızlandıracak derecede korktuğumuz bir şeyler vardır. Çünkü hepimizin beyninde, hayatta kalmamız için çok gerekli olan, görevi tehlikeyi algılamak olan ve o tehlikeli gördüğü şeyden veya durumdan kaçınmamızı sağlayan bölgeler var.
    Bu tehlikeli dünyada hayatta kalmamıza yardımcı duygularımızdan biridir korku. Korku iyidir; lakin aynı şeyi fobi adlı kavram için söylemek pek mümkün değil. Peki korku ve fobi arasındaki fark nedir? Bu sorunun cevabı, korkunun ne çoklukta hissedildiğinde ve hayatınızı ne derece etkilediğindedir. Psikiyatristlere göre fobinin tanımı; mantıksız olduğu kişi tarafından bilinmesine ve kabul edilmesine karşın, kişinin belli bir şeye ya da duruma karşı aşırı şiddetli korku duymasıdır. Eğer fobi sahibi olan kişi, bu şey ya da durumdan kaçamazsa, o zaman onu psikolojik olarak çok zor durumda bırakan bir dehşet duygusu içinde kalır.
    Peki en sık görülen fobiler nelerdir? En sık görülen on fobiyi 10'dan geriye doğru sayalım.
  
    10. Nekrofobi
    Nekrofobi ya da tanatofobi, ölümden ya da ölü şeylere duyulan fobidir.
    9.  Brontofobi
    Gök gürültülü sağanak yağmura karşı duyulan fobidir. Özellikle küçük çocuklarda görülür.
    8. Karsinofobi
    Kanser fobisi.
    7. Emetofobi
    Kusmaya veya kusan birinin yakınında olma fobisi
    6. Akrofobi
    Yükseklik fobisi
    5. Klostrofobi
    Kapalı alan fobisi.
    4. Agorafobi
    Zor ya da küçük düşürücü bir durum yaşayabileceğinden korkmaktan ötürü kalabalıkta yanlız başına kalmaya karşı duyulan fobi.
    3. Aviofobi
    Uçma ya da uçak korkusu.
    2. Sosyal fobi
    Sosyal ortamlarda negatif yargılanma ya da negatif karşılanma fobisi.
    1. Araknofobi
    Örümcek fobisi.

   

1 yorum:

İngilizce Motivasyon Sözleri


    Selam, bir önceki motivasyon sözleri yazımızda birçok resimli İngilizce motivasyon sözleri göndermiştik. Bu yazı ise onun devamı niteliğinde olacak. Bu linki takip etmeye devam edin zira sürekli yeni sözler eklenecektir.



SEN GEÇMİŞİN DEĞİLSİN.
Çok seviyorum bu üsttekini, zira insan geçmişteki yanlışlarıyla bazen çok meşgul oluyor. Özellikle de, kendinizi ahlaken geliştirmeye, bu noktada mükemmelliğe ulaşmaya çalışıyorsanız, eskideki yanlışlar bir nevi gemi lengeri olup, ileriye yelken açmanıza engel oluyor. Öyle bir suçluluk ve pişmanlık duygusu, kendinizi değiştirmenize engel oluyor. Onun için çok seviyorum bu resmi, bana "sen dünkü sen değilsin" diyor ve mutluluk veriyor. Ayrıca blogun ikonu da phoenix olduğu için onunla da uyumlu. "Küllerinden doğan kuş - phoenix"  Geçmişi ne olursa olsun herkes ikinci bir şansı hak ediyor, lakin önce bu şansı kendimize vermemiz ve eskide ne hatalar yapmışsak yapalım, kendimize, geriye kalan hayatımızı bambaşka bir çizgide yaşama olanağını vermemiz gerekiyor.




   EĞER UÇAMIYORSAN KOŞ,
   EĞER KOŞAMIYOSAN YÜRÜ,
   EĞER YÜRÜYEMİYORSAN SÜRÜN
   AMA NE YAPARSAN YAP, İLERİ GİTMEYE DEVAM ET.




Bu da benden insanlara gelsin:
                                       


Devam: Hata yapmanız, denemekte olduğunuzun kanıtıdır.

   Hepsinden önemlisi; KENDİ HAYATININ KAHRAMANI OL; KURBANI DEĞİL.


1 yorum:

Heads High


    In the first article that we posted before the first match of the draw, we said that the Turkish side was a little hesitant about the draw. And in the first match, all of us have seen that Galatasaray team were paralyzed and they couldn't give their best. 3-0 score of the first match was too hard to overturn. But in the second match, everyone have seen what Galatasaray can do. They played with their minds and in 15 minutes they have scored three goals.
    Even Cristiano Ronaldo admitted that they had almost allowed the tie to get out of hand. Only one goal in the first match would change everything for Galatasaray. They've paid the price of the bad play in the first match and they've been eliminated despite the victory. But, I think, it is a very precious experience for Galatasaray, proved that they can beat every single team if they play with this courage and will. And all they have to do that remains for this season is to be champions in the Turkish league. Well, I hope that they will.

0 yorum:

İngilizce Speaking Alıştırmaları

    Ağustos'taki yazımızda İngilizce speaking alıştırma için Speakingpal adlı uygulamayı önermiştik, lakin internet üzerindeyken speaking ve listening geliştirme için daha pratik ve herkes için kullanılabilir bir site önereceğiz şimdi.
    Önce bir siteyi tanıtalım isterseniz. Siteye BURADAN tıklayarak ulaşabilirsiniz. Sitenin içerisinde basic düzeyinden en ileri advanced düzeyine kadar İngilizce speaking dersleri ve speaking'inizi geliştirmede yeni stratejiler geliştirmenize yardımcı olacak birçok makale bulunuyor.
    Eğer İngilizce'niz siteyi ana dili üzerinden okumak için yeterli değil ise; siteye girer girmez sağ tarafta bulunan sidebar'dan "select a language" kısmında Türkçe dilini seçerseniz site tamamiyle Türkçe hale geliyor.
    Sitede yeni olduğunuz için, siteyi daha verimli şekilde kullanmak istiyorsanız, yine sağ sidebar'dan kullanım talimatlarına tıklayıp okuyarak başlangıç yapmanızı tavsiye ederiz. Site, diğer bazı siteler gibi üyelik istemiyor. Sitede ders çalışmak için kayıt olmanıza gerek yok. Sitenin İngilizce konuşma dersleri kısmında günlük yaşamda kullanılan İngilizce, iş İngilizcesi dersleri ve İngilizce seyahat dersleri gibi pratik bölümler yer alıyor.
    Eğer, ben İngilizce grameri iyi biliyorum, karşımdaki insanı da gayet iyi anlıyorum, benim tek sorunum akıcı konuşamamak diyorsanız sitenin AKICI KONUŞMAK İÇİN BEŞ KURAL kısmı, yönlendirmeleriyle derdinize deva olacaktır diye umuyoruz.

3 yorum:

Günde Kaç Öğün Yemek Yemeli?

    Bir insan, büyük miktarda yemeği birden yediği zaman bu durum vücudunu zorlar. Çünkü, bu büyük miktardaki besini sindirmek için, vücudun ekstra çaba harcaması gerekir. Ayrıca vücud, alınan besinin bir kısmını da yağ olarak vücutta depo edecektir. Öğünler arasında uzun süreler bulunduğu zaman, vücut kan şekeri yemekten hemen sonra çok yüksek düzeylere ulaşacak, diğer zamanlarda ise düşük seyredecek; bu durumun sonucunda kişinin mental, fiziksel, sosyal ve diğer bütün alanlardaki aktivitesi olumsuz etkilenecektir. Yemeklerden sonra bir ağırlık hissi, diğer dönemlerde ise aktivitelere karşı bir isteksizlik oluşacaktır.
     Vücudumuza böyle davranmak pek sağlıklı bir yol değil tabi ki. Bu vücuda çok zararlı, onu çok yoran bir davranış şeklidir. Ayrıca böyle davranmak, kişinin şişman olmasıyla sonuçlanır.
    Günde altı öğün yemek çok daha iyi bir davranış şeklidir. Küçük öğünler, vücudun sindirmesi daha kolay, onu yormayan, ayrıca kan şekerindeki vücut için yorucu iniş çıkışların olmadığı bir diyet biçimidir. Kişinin fiziksel, düşünsel ve sosyal olarak gün boyunca aktif olmasına olanak tanır.
    Peki, altı öğün ideal dediniz; ya küçük öğünlerden kasıt nedir? Elcevap: Ellerinizi önünüze koyup bir çorba kasesi halinde bir araya getirin. İşte bir küçük öğünün hacmi bu kadar olmalıdır. Bu ayrıca sizin midenizin de optimum hacmidir. Bir öğünde bundan daha fazla yemek, midenizin vagal uyarılarla; beyninizin emriyle genişletilmesine sebep olacaktır. Aşırı miktarda yemeği birden yediğinizde, mideniz barsaklarınızın besin maddelerini emebilmesi için yemeği gerekli şekle sokma görevini de yeterince sağlayamayacaktır.
    Ne yediğimizden bağımsız olmamakla beraber, sindirim sistemimizin bahsettiğimiz bir küçük öğünü tamamiyle sindirmesi iki buçuk üç saat civarı sürer. Üç saatte bir küçük öğün yemek yediğimizde, vücudumuz artık bilir ki, ben bu besini sindirdiğim zaman yeni bir öğün zaten gelecek. Bu sayede vücut, besinleri yağ olarak depolamayı durdurur. İşte bu noktada geriye yapılması gereken yürümek, yüzmek gibi fiziksel aktiviteler kalıyor. (Kilo vermek için de, fit bir vücuda sahip olmak için de, gün boyunca zinde kalmak için de ideal beslenme şekli budur.)
    Bunun dışında söylenebilecek, yemeklerinizde aşırı baharattan kaçının. Bu, beyninize
"Daha çok ye!" sinyali verir. Bol yeşil tüketin. Haftada bir öğün kalorisini umursamadan istediğiniz şeyi yiyebilirsiniz; lakin küçük öğün kaidesini dikkate alarak. Böyle yapınca vücut, az yemeğe metabolizmayı yavaşlatma gibi bir tepki vermiyor; bu risk de ortadan kalkıyor.

    Bu kadar. Very much thanks to "the gaian dragon". (The most beautiful sidewalk I've ever seen)

0 yorum:

920x400 Resimler

   Ana sayfadaki slider için birkaç imaj yüklemek istedim. İnternetten biraz fotoğraf baktım 920x400 formatında. Dedim madem o kadar baktık bi tane de post atalım. Manzara resimleri.
(O değil de insan tatildeyken ne yapacağını şaşırıyor. Ortaya da böyle saçma sapan fiiller çıkıyor. Ama şu bi haftalık tatil de benim için elzemdi, o da ayrı mevzu. shutty.)


    Resimlerin üzerine tıklayarak, olmuyorsa topbar'ın üstüne sürükleyerek resmin linkine gidebileceğinizi zaten söylemiyorum.

  




Ahanda en alakasızı da bu olsun.
 Geçen izledim ki ben bunu.


    E ama slider'a gerektekçe ben yüklemeye devam etcem ki buraya.




       Ekliycem de ekliycem




0 yorum: